Unutulma Hakkı: AİHM’in Unutulma Hakkına Yaklaşımı

AİHM M.L. ve W.W. v. Almanya Kararının İncelenmesi

Dr. Mehmet Bedii Kaya

Yakında her şeyi unutacaksın, yakında herkes seni unutacak.” Marcus Aurelius, Düşünceler [1]

Unutulma hakkı, İnternet ortamında niteliği itibariyle hukuka uygun olan içeriğin kaldırılması veya erişime kısıtlanmasını talep etme hakkıdır. Unutulma hakkını, kişilik haklarının korunmasına ilişkin temel talep hakkından ayıran unutulma hakkının yöneldiği içeriğin İnternet ortamında bulunmasının hukuki ve meşru bir sebebinin olmasıdır. İnternet ortamında içeriğin yayınlanmasının temeli basın, bilim, sanat faaliyetinin neticesi de veya temel bir ifade özgürlüğü eylemi olabilir.

Temel olarak unutulma hakkı, internet ortamında yer alan olan içeriğin arama motorlarında listelenmemesini (delisting veya the right to de-referencing) talep hakkıdır. Unutulma hakkı, İnternet ortamı başta olmak üzere, her türlü dijital ortamda belirli kişisel verilerin erişime kısıtlanması hakkı olarak ortaya çıkmış istisnai bir hak iken, zaman içerisinde genel bir hakka doğru evrilmiştir.

Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın 13 Mayıs 2014 tarihli Google v. İspanya içtihadında dünyaca bilinirliği artan bu hak, birçok ülke hukukunu etkileyerek güçlü normatif dayanaklar kazanmıştır.[2] Avrupa Birliği Veri Koruma Tüzüğü’nde unutulma hakkı açıkça yer bulmuştur. Adalet Divanı’nın yeni kararlarıyla da bu unutulma hakkının kapsamı ve teknik olarak nasıl uygulanması gerektiğine yönelik yeni ilkeler ortaya koyulmaya devam edilmektedir.[3]

Türk hukuku da unutulma hakkıyla ilgili gelişmelerden etkilenmiş ve hem Yargıtay hem de Anayasa Mahkemesi kararlarında bu hak açıkça zikredilmiştir.[4] Yargıtay, unutulma hakkını “üstün bir kamu yararı olmadığı sürece, dijital hafızada yer alan geçmişte yaşanılan olumsuz olayların bir süre sonra unutulmasını, başkalarının bilmesini istemediği kişisel verilerin silinmesini ve yayılmasının önlemesini isteme hakkı” olarak tanımlanmıştır.[5] Keza, Anayasa Mahkemesi unutulma hakkına daha güçlü bir değer atfetmiştir. Anayasa Mahkemesi’ne göre “Devletin bireye geçmişte yaşadıklarının başkaları tarafından öğrenilmesi engellenerek “yeni bir sayfa açma” olanağı verme hususunda bir sorumluluğu olduğu açıktır” ve “[u]nutulma hakkı kişilerin manevi varlıklarını geliştirmelerine bir fırsat vermek açısından devletin pozitif yükümlülüğünün bir sonucudur”. [6]

Kapsamı ve teknik uygulanabilirliği esaslı tartışmalara yol açan unutulma hakkı, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun da reform alanları arasında yer almaktadır. Bir içeriğin İnternet ortamından tamamen kaldırılması veya bu içeriğe genel erişimin kısıtlanması sorunsalı beraberinde İnternet hukukunun sorunudur. Bu konuda, tüm belirsizliklerin ne Avrupa Birliği hukukunda ne de Türk hukukunda ortadan kalktığını söylemek pek mümkün değildir.

Unutulma hakkı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (“AİHM”) de gündemine gelmiştir. AİHM, 28 Haziran 2018 tarihli M.L. ve W.W. v. Almanya kararında konuyu ilk defa kapsamlı olarak ele almıştır. [7] Dava, ceza mahkumiyetine ilişkin İnternet ortamında yer alan arşiv içeriklerinin kaldırılmasına ilişkindir. Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın Google v. İspanya kararına da çapraz-atıflar içeren bu karar, unutulma hakkının AİHS bağlamındaki hukuki dayanağı ve kapsamını görmek açısından üzerinde durulması gereken önemli bir karardır.

Bu çalışmanın amacı AİHM’in M.L. ve W.W. v. Almanya kararını detaylı olarak incelemek, bu kararın çıktılarını genel olarak değerlendirmek ve kararın bilinirliliğini artırmak suretiyle unutulma hakkı alanındaki akademik tartışmalara katkı sunmaya çalışmaktır.

I. Davanın gelişimi

AİHM’in ML ve WW v. Almanya kararı, ML ve WW isimli iki Alman vatandaşının başvurularının birleştirilmesiyle verilmiş bir karardır. Başvurunun temel konusu, ML ve WW’ye ait başvuranların ceza mahkumiyetine ilişkin bilgilerin bazı medya kuruluşlarına ait (Spiegel online, Deutschlandradio and Mannheimer Morgen) İnternet sitelerinden kaldırılmasına yönelik taleplerinin Alman Federal Mahkemesi tarafından reddedilmesi sebebiyle AİHS’nin 8. maddesi bağlamında haklarının ihlal edildiği iddiasıdır. Başvuranlar, ML ve WW üvey kardeşler olup, 1991 yılında WS isimli bir aktörün cinayeti sebebiyle ömür boyu hapse mahkûm edilmişlerdir.[8] Muhtelif temyiz girişimleri ise başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Sırasıyla 2007 ve 2008 yıllarında şartlı salıverilmişlerdir.

ML ve WW, muhtelif mecralarda kendileriyle ilgili yayınlanan içeriklerin kaldırılması veya en azından içeriklerde isimlerin anonim hale getirilmesi için çeşitli girişimlerde bulunmuşlardır ve her bir taleplerine yönelik çeşitli ilk derece ve temyiz mahkemesi kararları verilmiştir.

A. Birinci talep ve yargılama

14 Temmuz 2000 yılında, Deutschlandradio isimli radyo istasyonunda “W.S. 10 yıl önce öldürüldü” başlıklı bir haber yayınlamış ve rapor içeriğinde katil zanlısı olarak ML ve WW’nin isimlerine yer verilmiştir.[9] Bu rapor, söz konusu radyonun İnternet sitesinde, arşiv kısmında en azından 2007 yılına kadar yayında kalmıştır.[10]

2007 yılında başvuranlar, radyo istasyonu aleyhine Hamburg Bölge Mahkemesi’nde dava açarak, kendileriyle ilgili içeriklerin ilgili raporda anonim hale getirilmesini talep etmiştir.[11] 29 Şubat 2008 tarihinde, Bölge Mahkemesi talebi yerinde görmüştür. Mahkeme, başvuranların mahkumiyetlerinden sonra kendi fiilleriyle yüzleşmesine ilişkin menfaatlerinin kamunun başvuranların söz konusu olaylara dahline ilişkin bilgilendirmeye ilişkin menfaatinden ağır bastığına hükmetmiştir.[12]

Hamburg İstinaf Mahkemesi, 29 Temmuz 2008 tarihli iki kararıyla, ilk derece mahkemesinin kararını onaylamıştır ve eski haber içeriklerinin başvuranların kişilik haklarını ihlal ettiğine hükmetmiştir.[13] Hamburg İstinaf Mahkemesi, bu kararını başvuranların tekrar topluma entegrasyonuna ilişkin haklarını da gözeterek vermiştir. Mahkemeye göre, yargılama neticesinde hüküm giydirilmek suretiyle toplum tarafından gerekli yaptırım uygulanmış ve dava konusunda toplum yeterince bilgi sahibi olmuştur.

Hamburg İstinaf Mahkemesi, radyo istasyonunun ifade özgürlüğüne halel gelip gelmediği sorununu da ele almıştır. Mahkemeye göre, radyo istasyonunun ifade özgürlüğüne müdahale minimal seviyede kalmıştır, zira, içeriğin yayınlanması/yayılması yasaklanmamış, sadece başvuranların isminin zikredilmesi kısıtlanmıştır.[14]

Hamburg İstinaf Mahkemesi, kapsamlı bir karar vermiş ve konunun neredeyse tüm boyutları ile İnternet ortamında içeriğin yayınlanmasının neticelerini mütalaa etmiştir.[15] Mahkeme tarafından vurgulandığı üzere, bir içeriğin İnternet ortamında yayınlanmasıyla daimi surette artık bu ortamda yer almakta ve içeriğin eski veya yeni tarihli olması bu neticeyi değiştirmemektedir. Öyle ki, anonimlik talep eden bir kişi için, içeriğin eski veya yeni bir tarihte yayınlanması arasında fark yoktur. Bir mahkûmun sosyalleşmesi, tekrar topluma kazandırılması bağlamında konuyu tartışan Temyiz Mahkemesi, bir komşusu, işvereni veya iş arkadaşının başvuranların isimlerini inceleyerek onların cinayete dahline ilişkin eski haberlerin daha fazla yayılmasına sebep olabileceğini ve bunun da başvuranların tekrar sosyalleşmesini tehlikeye atacağını belirtmiştir.

Hamburg İstinaf Mahkemesi, radyo istasyonunun başvuranların haklarına müdahaleden dolayı sorumlu olduğunu ve içeriğin sadece dijital arşivlerde yer alıyor olmasının bu bağlamda sorumsuzluk için geçerli bir gerekçe olmadığı düşüncesindedir.[16] Mahkemeye göre, arşiv içeriği, radyo istasyonunun web sitesinde diğer içeriklerle aynı şekilde erişilebilmektedir. İstinaf Mahkemesi, içerikte kişi bilgilerinin anonim hale getirilmesinin tarihi gerçekliği tahrif etmek manasına gelmediği, nihayetinde bu değişikliğin sadece rapordaki bir detayı dahil etmemek manasına geldiği kanaatindedir.

Radyo İstasyonu, kararı temyiz etmiştir ve 15 Aralık 2009 tarihli kararıyla Federal Mahkeme temyiz başvurusunu yerinde görerek, İstinaf Mahkemesi ile Bölge Mahkemesi’nin kararlarını iptal etmiştir.[17] Federal Mahkeme, davaya konu olan içeriğin başvuranların kişilik hakları ile mahremiyetlerinin korunması hakları kapsamında bir müdahale niteliğinde olduğu, haliyle AİHS’nin 8. maddesi kapsamında olduğu tespitini yapmıştır. Bu tespitten sonra ise, bir hatırlatma yaparak, kişilik hakları ile mahremiyet haklarının AİHS’nin 10. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü ile basın özgürlüğü kapsamında dengelenmesi gerektiğini belirtmiştir.[18] Federal Mahkeme, kişilik haklarının korunmasının kapsamının önceden tanımlanmadığı ve bu tür bir dengeleme için, somut olayın özellikleri ile AİHS’deki korunan hakların beraber dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir.

Federal Mahkeme, İstinaf Mahkemesi’nin radyo istasyonunun ifade özgürlüğü ile kamunun bilgi alma hakkını gereğince ele almadığı düşüncesindedir.[19] Federal Anayasa Mahkemesi’nin bu konudaki içtihatlarına atıf yapan Federal Mahkeme, ceza mahkumiyetine ilişkin bilgilerin güncel bir konu olduğunu ve medyanın bu konuda haber yapmasına ilişkin sorumluluğu olduğunu belirtmiştir.[20] Mahkeme, bir davanın sıradan bir davasının ötesine gitmesi durumunda, kamunun daha fazla bilgi edinme menfaati olduğu ve kamunun bilgiye erişme hürriyetinin kişinin kişisel haklarının korunmasına ilişkin hakkının üstüne geçtiği görüşündedir. Federal Mahkeme’nin en önemli vurgusu ise, hukuku ihlal eden ve başkalarına zarar verenlerin sadece ceza yaptırımı değil, ayrıca basına da konu olmayı umması gerektiği şeklindedir.[21]

Peki, bir suçun faili hüküm giyerse ve kamu bu konuda yeterince bilgi sahibi olursa, kişinin tekrar topluma entegrasyonu bağlamında kişilik haklarına tekrar eden müdahale nasıl gerekçelendirilecektir? Federal Mahkeme, bu durumda artık basitçe bir gerekçelendirme yapılamayacağı kanaatindedir.[22] Federal Anayasa Mahkemesi’nin kendi içtihatları ile AİHM’in Österreichischer Rundfunk v. Avusturya[23] kararına atıf yapan Federal Mahkeme, cezasını çeken kişilerin bile kendi suçlarıyla yüzleşmekten çekinmeye yönelik mutlak bir hakları olmadığına belirtmiştir.[24] Yine de Federal Mahkeme, bir denge kurulacaksa, mevcut haber içeriğinin sunuluş hali ile yayılmasının kapsamına bakılması gerektiğini belirtmiştir.

Tüm bu tespitlerini somut olaya uygulayan Federal Mahkeme, başvuranların kişilik haklarının korunmasına ilişkin haklarının, radyo istasyonunun ifade özgürlüğü ve kamuyu bilgilendirmeye ilişkin menfaati karşısında korunacak nitelikte olmadığına hükmetmiştir.[25] Federal Mahkeme, bu hükme içeriğin radyo istasyonunun İnternet sitesinde sunuluş şeklinden yola çıkarak varmıştır. Federal Mahkeme, başvuranların suçlarının cezasını çektiği ve aradan da esaslı bir süre geçtiği gerçeğini yok saymamaktadır. İçeriğin sunuluş şeklini dikkate alan Federal Mahkeme, içeriğin başvuranların kişilik haklarını esaslı şekilde etkilemediğini, her zaman başvuranları bir ceza boyunduruğu altında bırakacak nitelikte olmadığını, başvuranları sabıkalı olarak damgalayacak ve dikkatleri üzerlerine çekecek şekilde olmadığını değerlendirmiştir.

Federal Mahkeme, dava konusu içeriğin ünlü bir aktöre ilişkin gerçek bir cinayete ilişkin olduğunu ve amacının kamunun dikkatini çekmek olduğunu not etmiştir. Detaylı şekilde haberin sunuluş şekline ışık tutan Federal Mahkeme, haberin başvuranları suçlu olarak damgalamadığı kanaatini tekrarlamıştır.[26] İçeriğin yayılmasının kapsamını da tekrar ele alan Federal Mahkeme, diğer mecralarla bir kıyaslama yaparak, İnternet sitesinde yer alan içeriğin daha kısıtlı bir kitleye, somut olaydaki bilgiyi arayan İnternet kullanıcılarına, daha az görünür arşiv sayfalarında eriştirildiği görüşündedir.[27]

Federal Mahkeme, kamunun mevcut olaylar hakkında bilgilendirilmesine yönelik meşru menfaatinin yanında, ayrıca geçmişteki olayları da araştırabilmeye yönelik bir menfaati olduğunu vurgulamıştır.[28] Bu bağlamda, ifade özgürlüğünü kullanırken medyanın eski içerikleri İnternet kullanıcılarına ulaştırma durumunda da olmak üzere kamuyu bilgilendirme ve demokratik fikrin şekillenmesine yardımcı olma görevini yerine getirdiği kanaatindedir.[29]

Radyo istasyonunun kamu hukukuna tabi bir tüzel kişi olduğunun altını çizen Federal Mahkeme, radyo istasyonunun bir misyonunun da arşiv oluşturmak olduğunu belirtmiştir. Federal Mahkeme, toptan/şemsiye bir yasaklamanın veya İnternet arşivinde suçluların isimlerinin raporlardan silinmesinin tarihi silmek anlamına geleceği ve bu bağlamda suç faillerine tam bir bağışıklık sağlanması manasına geleceği kanaatindedir. Bu sebeple Federal Mahkeme, suçluların bu şekilde bir hak talep edemeyeceğinin altını çizmiştir.[30]

Federal Mahkeme, başvuranlar tarafından talep edilen yasağın, diğer bir deyişle, hukuka uygunluğu yönünde herhangi bir değişiklik olmamış arşiv yayınlarını kaldırmanın, ifade özgürlüğü ile basın hürriyeti üzerinde bir caydırıcı etki (chilling effect) oluşturacağını ileri sürmüştür.[31] Mahkemeye göre, radyo istasyonlarının düzenli olarak eski arşivlerini kontrol etmekle yükümlü tutulmalarına sebep olacak bir neticenin, ifade özgürlüğü ile basın hürriyetini gereğinden fazla kısıtlamış olacaktır. Bunun sonucu olarak ise, kamunun bu tür bilgilere erişim için muhafazasına yönelik menfaati olmasına rağmen raporların arşivlenmesinin durdurulması veya ilgili kişilerin isimlerinin yok sayılması gibi bir riskin doğacağını ve bu tür raporları nihayetinde hukuka aykırı hale getireceğini ileri sürmüştür.

Federal Mahkeme, son olarak ise konuyu kişisel verilerin korunması bağlamında ele almıştır. Federal Mahkeme’ye göre, kişisel verilerin korunması alanındaki yasal düzenlemeler de aynı hukuki sonuca varılmasını sağlamaktadır.[32] Mahkeme, ihtilaf konusu içeriğin medyaya sunulan istisna kapsamına girdiği görüşündedir. Bunun bir neticesi olarak ise ilgili kişinin rızasına veya açıkça kanunla öngörülmesi gereken bir hale ihtiyaç duyulmaktadır. Federal Mahkeme, kişisel veriyi toplama, işleme ve kullanmaya ilişkin ilgili kişilerin rızasına ihtiyaç duyulması durumunda ne basının ne de radyo istasyonlarının gazetecilik faaliyetlerini yerine getiremeyeceğinin altını çizmiştir.[33] Bu görevin de sadece içeriği İnternet ortamına göndermekle sınırlı olmadığını, ayrıca İnternet ortamında mevcudiyetinin de sürdürülmesini kapsadığını belirtmiştir. Bu doğrultuda, radyo istasyonunun başvurusunu yerinde görmüştür. Federal Mahkeme’nin kararı Federal Anayasa Mahkemesi’nin önüne götürülmüş; lakin Federal Anayasa Mahkemesi başvuruyu reddetmiştir.[34]

B. İkinci talep ve yargılama

İkinci talep ve yargılama Der Spiegel dergisine yönelik gelişmiştir.[35] Haftalık Der Spiegel dergisinin İnternet sitesinde “W.S. – ölümüne dövüldü” şeklinde bir dosya yayınlamıştır. Söz konusu dosyaya erişim için ödeme yapılması şartı vardır. 1992 tarihli bir sayısında ise, başvuranların hayatlarına, ailelerine, yaşantılarına ilişkin detay bilgiler ile isimleri yer almıştır. Dosyada yer alan iki haberde ayrıca başvuranları mahkeme salonunda, bir gardiyanla ve ikinci başvuranı WS ile gösteren fotoğraflar yer almaktadır.[36]

Başvuranlar, 2007 yılında Der Spiegel’e karşı dava açmak için adli yardıma başvurmuşlarsa da talepleri reddedilmiştir.[37] Benzer başvuruyu Hamburg Bölge Mahkemesi’ne yapmışlar ve adli yardım talepleri kabul edilmiştir. Bu doğrultuda açmış oldukları davada Hamburg Bölge Mahkemesi, başvuranların taleplerini yerinde görmüş ve dergiye talimatta bulunarak başvuranların isimlerinin ve fotoğraflarının yer aldığı dosyalara kamusal erişimin kısıtlanmasına karar vermiştir.[38] 29 Temmuz 2008 tarihinde Hamburg İstinaf Mahkemesi, Hamburg Bölge Mahkemesi’nin kararını daha önceki benzer gerekçelerle onaylamıştır.[39]

Tıpkı birinci talep gibi, ikinci talep de temyiz edilmiştir. Federal Mahkeme, tıpkı birinci talepte olduğu gibi Der Spiegel’in başvurusunu kabul ederek, başvuranların taleplerini reddetmiştir.[40] Federal Mahkeme, birinci talepteki yaklaşımını muhafaza etmiş ve neredeyse aynı gerekçeyle talebi reddetmiştir.

Federal Mahkeme, ikinci talebin hukukiliğini incelerken de Der Spiegel’in haberi sunuş tarzını detaylı olarak incelemiştir. Federal Mahkeme’ye göre, dergi başvuranları prokatif bir söylemle katil olarak nitelendirmemiş, iddiaları temel alarak cinayetten hüküm giydiklerini ve henüz aydınlatılmamış hususların olduğundan bahisle bu konuda nihai kararın okuyuculara bırakıldığını belirtmiştir.[41]

Federal Mahkeme ikinci kriter olarak ise yine içeriğin yayılmasının kapsamını değerlendirmeye almıştır. Mahkeme, içeriğin sadece ödeme yapılması durumunda okunuyor olmasını erişimine yönelik bir kısıtlama olarak nitelendirmiştir.[42] Federal Mahkeme, suçluların kendileriyle ilgili bilgilerin veya raporların silinmesine yönelik genel bir kısıtlama talep edemeyeceklerini tekrarlamıştır. Özellikle böyle bir kısıtlamanın kamunun dikkatini çeken önemli bir cinayette söz konusu olamayacağını da vurgulamıştır.

Federal Mahkeme, fotoların hukuki durumunu da detaylı olarak ele almıştır.[43] Bu konudaki iç hukuk düzenlemelerine (Alman Telif Kanunu gibi) ve içtihatlara atıf yapan Federal Mahkeme, kademeli koruma yaklaşımını uyguladığını belirtmiştir.[44] Buna göre, güncel bir olayla ilgili önemi olan kişilerin fotoğraflarının yayınlanması durumunda, Alman Telif Kanunu’nun madde 23(1)(1) kısmı uyarınca, ilgili kişinin meşru menfaatlerine bir halel gelmiş olmaması halinde fotoğraflarının yayınlanmasında daha toleranslı olması gerekmektedir.[45] Bu bağlamda, mevzubahis kişiden rıza alınması yükümlülüğüne bir istisna tanınmamaktadır meğer ki, güncel bir vakıaya ilişkin bir içerik olsun.[46]

Federal Mahkeme, bu kriterleri ortaya koyduktan sonra onları somut olaya uygulamıştır. Federal Mahkeme, somut olayda başvuranların fotoğraflarının uygun olmayan bir şekilde kullanılmadığını veya özel alanına izinsiz şekilde bir müdahale şeklinde olmadığını ve fotoğrafların genel olarak başvuranları kamuya sabıkalı şekilde damgalayacak nitelikte sunulmadığını belirtmiştir.[47] Federal Mahkeme, bu doğrultuda başvuranların Alman Telif Kanunu’nun madde 23(2) kapsamında fotoğrafların yayınlanmasını gerektirecek meşru bir menfaatinin olmadığına hükmetmiştir.[48] Birinci talep gibi, ikinci talep de Federal Anayasa Mahkemesi önüne getirilmeye çalışılsa da, bu talep de birinci taleple aynı gerekçeyle reddedilmiştir.[49]

C. Üçüncü talep ve yargılama

2007 yılında, başvuranlar günlük gazete Mannheimer Morgen aleyhine Hamburg Bölge Mahkemesi nezdinde dava açmıştır.[50] Gazetenin İnternet sitesinde (www.morgenweb.de) “Eski haber içerikleri” kısmında 2001 tarihli bir içerik yer almaktadır ve 2007 yılına kadar da bu içerik o kısımda yer almıştır.[51] İçerik sadece üyelere veya belirli içerikleri satın alanlara erişime açıktır. Lakin, tüm İnternet kullanıcılarının haber içeriklerinin başlıklarına genel bir erişimi vardır. 22 Mayıs 2001 tarihli bir içerikte de başvuranların isimleri ve cinayetle ilgili kısa bir haber yer almaktadır.

Başvuranlar, bu içerikler için de yasal süreci işletmişlerdir. 16 Kasım 2007 tarihinde Bölge Mahkemesi başvuranların talebini kabul etmiş, 19 Ağustos 2008 tarihinde ise Hamburg İstinaf Mahkemesi aynı gerekçelerle kararı onaylamıştır.[52] 20 Nisan 2010 tarihinde ise Federal Mahkeme, ikinci talepte geliştirmiş olduğu aynı gerekçeyle ilk derece mahkemesi kararlarını bozmuştur.[53] Yine benzer şekilde, 23 Haziran 2010 tarihinde Federal Anayasa Mahkemesi, önceki taleplerle aynı gerekçelerle başvuranların başvurusunu reddetmiştir.[54]

Ç. Diğer talepler

Başvuranlara, farklı gazetelerde yer alan içerikler için (Frankfurter Allgemeine Zeitung gibi) de hukuki süreç başlatmış olsa da Federal Mahkeme söz konusu içeriklere ilişkin toplumun bilgi almasına menfaatin azalmadığına hükmetmiştir.[55]

II. Hukuki Çerçeve

AİHM, ML ve WW v. Almanya kararını incelemeden önce muhtelif Alman iç hukuk düzenlemesi, Avrupa Konseyi düzenlemesi, Avrupa Hukuku düzenlemesi ve özellikle de Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın unutulma hakkı kararı olarak da bilinen Google v. İspanya kararına atıf yapmış ve çeşitli alıntılar yapmıştır.[56]

İç hukuk düzenlemelerinden alıntılananlar, Alman Temel Kanunu (The Basic Law), Medeni Kanun, Telif Kanunu’dur. AİHM, Avrupa Konseyi’nin 108 sayılı Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması Sözleşmesi ve muhtelif Bakanlar Komitesi tavsiye kararına[57] atıf yapmıştır. Avrupa Birliği kısmında ise, 95/46 sayılı Avrupa Birliği Direktifi’ne, Genel Veri Koruma Tüzüğü’ne, Madde 29 Çalışma Grubu’nun unutulma hakkıyla ilgili tavsiye kararını ve Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın Google v. İspanya kararını alıntılamıştır.

III. Tarafların İddiaları

AİHM, her iki başvurunun aynı nitelikte olması sebebiyle birleştirilmesine karar vermiştir.[58] Başvuranların temel iddiası, isimlerinin yer aldığı arşivlerin İnternet ortamında yer alması, suçlu olarak damgalanmalarının devam etmesine neden olmaktadır.[59] Alman Federal Mahkemesi’nin Lebach kararına yapılan atfı da eleştiren başvuranlar, bir televizyon yayını ile İnternet yayını arasında mukayese yapılamayacağını, televizyon yayının bir süre geçtiğinde unutulacağını, lakin İnternet içeriğinin özellikle de arama motorları aracılığıyla belirli bir şekilde, ücretsiz şekilde, hızlı şekilde, herhangi bir yerden ve sürekli olarak erişilir olacağını, bu haliyle de İnternet ortamında bir içeriğin yayılması, özel hayata sürekli bir ihlal oluşturduğunu ileri sürmüşlerdir.[60]

Başvuranlar, asıl amaçlarının sosyal ilişkilerine zarar verecek şekilde, suçlu olarak damgalanmayı önlemek olduğunu, Federal Mahkeme’nin haberin anonim hale gelmesinin tarihi bir nevi silmek manasına geldiğine yönelik görüşün yersiz olduğunu tartışmışlardır.[61] Benzer şekilde, Federal Mahkeme’nin ve Alman Hükümeti’nin basına yüklenecek arşivleri kontrol yükümlülüğünün ifade özgürlüğünü ölçüsüz şekilde kısıtlayacağı şeklindeki görüşünün de temelsiz olduğunu iddia etmişlerdir.[62] Bu görüşlerini, basın mecrasının düzenli bir içerik düzeltme değil, sadece bir talep durumunda hareket etmesi gerektiği şeklinde temellendirmeye çalışmışlardır.[63] Ayrıca, burada bir maliyet çıkarsa da talepte bulunanlara bu maliyetin yükletilmesi suretiyle bir denge kurulabileceğini de belirtmişlerdir.[64] En önemli iddiaları ise, basına yüklenecek bir arşivde düzeltme yapma yükümlülüğünün caydırıcı etki (“chilling effects”) oluşturmayacağını, nihayetinde AİHS’de güvence altına alınan iki hakkın dengelenmesi durumunda caydırıcı etki konusunun uygulanamayacağıdır.[65]

Başvuranların, içeriklerin yirmi yıl sonra hâlâ erişilebiliyor olmasında toplumsal bir faydanın kalıp kalmadığının da sorgulanması gerektiği görüşündedirler.[66] Arama motorlarının, içerikleri eriştirmedeki rollerine ve bu konudaki zorluklara karşın ise, İnternet ortamında mutlak bir anonimlik mümkün olmasa bile, anonim kalmaya yönelik taleplerin otomatik olarak dışlanmaması gerektiğini tartışmışlardır.[67] En azından, basın mecrasının anonimliği sağlamak amacıyla kendi kapasitesi içerisinde yapılması gerekenleri yapması gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Tüm bunların dışında ise, iç hukuk yollarını tükettiklerini iddia etmişlerdir.[68]

IV. Alman Hükümetinin Savunması

Alman Hükümeti, dijital arşivlerin aktüel tarihi belgelemeye yardımcı oldukları için kolektif hafıza için öneminin altını çizmiş ve dijital arşivlerin doğrulanmasına yönelik bir yükümlülüğün, ölçüsüz bir müdahale olacağını ileri sürmüştür.[69] Ölçüsüzlük iddiasını, dijital arşivlerin artan büyüklüğünü de bir kanıt olarak göstermiştir.

Alman Hükümeti, bir arşiv içeriğine müdahale edilebilmesi için somut olaydaki her bir raporun özellikli durumunun ve müdahalenin yarışan haklar üzerindeki etkisinin dikkate alınması gerekmektedir.[70] Alman Hükümeti’ne göre böyle bir inceleme için de gerekli dengeleme testini yapabilecek kapasitede yetkin kişiler olması gerektiğini vurgulamıştır. Alman Hükümeti’nin bir diğer itirazı ise, bu tür bir yükümlülüğün dijital arşivlerin veya kişiselleştirilmiş raporların tamamen ortadan kalkmasına yol açma riskidir.[71] Alman Hükümeti, bu alanı düzenlemede devletlerin geniş bir takdir marjının olduğunun altını çizmiştir.[72]

Yukarıda belirtildiği üzere, başvuranlar arama motorlarının kişi ismi kullanıldığı durumlarda çok hızlı şekilde kişiyle ilgili tüm sonuçları erişilebilir kıldığını tartışmıştır. Bu konuya ilişkin olarak Alman Hükümeti, arama motorlarının sayesinde İnternet ortamındaki içeriklere daha hızlı ve pratik şekilde erişilebildiğini, arama motorları olmasaydı, içeriği konumlandırmanın büyük bir emek gerektireceğini vurgulamıştır.[73]

Alman Hükümeti, İnternet hukuku bağlamında önemli bir soruna da işaret etmiştir: içeriklerin ve paydaşların çokluğu. Nihayetinde bir içerik İnternet ortamına koyulduktan sonra arama motorları tarafından bir kopyaları alınmakta ve içerik kaynak sitesinde silinse bile farklı mecralarda bir kopyası var olmaya devam etmektedir. Alman Hükümeti, bunun sonucunda içeriğin silinmesi için birçok paydaşa başvurulması gerekli olduğuna işaret etmiştir.[74]

İçeriğin hukukiliğine yönelik eleştire de yanıt veren Alman Hükümeti, başvuranların sosyal entegrasyonunun meşru bir hak olarak kabul etmekle birlikte, Federal Mahkeme’nin yarışan hakları gereğince ele aldığını belirtmiştir.[75] Alman Hükümeti, ayrıca olayı başvuranların da tekrar medyanın gündemine taşıyarak güncellik kazandırdığının altınız çizmiş, fotoğrafların da hukuka uygun şekilde ve tarafsız bir formatta yayınlandığını tartışmıştır.[76] Davaya müdahil olan üçüncü taraflar da benzer tartışmaları yapmışlardır.[77]

V. AİHM’in Tespit ve Değerlendirmeleri

A. Genel olarak

Konunun esasına giren AİHM, öncelikle “özel hayat” kavramını nasıl tanımladığına ilişkin yerleşik içtihatlarını tekrarlamıştır. Mahkeme, özel hayat kavramının tahdidi olarak tanımlanabilecek bir kavram olmadığını, geniş bir kavram olduğunu, kişinin maddi ve manevi varlığına yönelik çok farklı unsurları içerdiğini belirtmiş ve bu kavramın kişisel bilgilerinin rızaları olmaksızın yayınlanmamasını talep etmeye yönelik meşru bir beklentiyi kapsadığını tekrarlamıştır.[78]

AİHM, olağan olarak öngörülenin ötesinde bir derecede veya şekilde kişisel veri işlemenin veya kullanmanın özel hayata ilişkin sorunlar doğurduğunu belirtmiş ve bu durumda kişisel verinin korunmasının, AİHS’nin 8. Maddesinde de güvence altına alındığı üzere kişinin özel hayatına ve aile hayatına ilişkin haklarını kullanması konusunda esaslı önemi olduğunu tespit ettiği içtihatlarına atıf yapmıştır.[79] AİHM, söz konusu içtihadında AİHS’nin 8. maddesinin bir nevi bilgisel self-determinasyona imkan tanıdığını, bireylerin nötr olarak da olsa toplanan, işlenen ve toplu olarak yayılan verilere ilişkin mahremiyet haklarına dayanmalarına ve bu tür form ve şekilde AİHS’nin 8. maddesindeki haklarının gündeme gelmesine izin verdiğini karara bağladığını hatırlatmıştır.[80]

AİHM, 8. maddenin uygulanma koşullarının sınırlarının da tekrar altını çizmiştir. Mahkemeye göre, 8. maddenin gündeme gelebilmesi için bir kişinin şahsına yönelik saldırı belirli bir ağırlığa ve kişinin özel hayatına saygı hakkını kullanmasına halel getirecek bir niteliğe ulaşmalıdır.[81] Aynı şekilde 8. maddeye, bir suç işlenmesi gibi, kişinin kendi eylemlerinin öngörülebilir bir neticesi gerekçe gösterilerek de dayanılması mümkün değildir.[82]

AİHM, mevcut ihtilafın başvuranların AİHS’nin 8. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakları ile radyo istasyonu, yayıncıların ve kamunun AİHS’nin 10. maddesi altında güvence altına alınan ifade özgürlüğü arasında makul bir denge sağlanıp sağlanmadığına ilişkin olduğunu belirtmiştir.[83] Mahkeme, bu dengenin sağlanması sırasında Devletlerin pozitif yükümlülükleri, basının demokratik bir toplumda oynadığı rolü, kamunun bu tür bilgiye erişmesindeki menfaatlerinin dikkate alınması gerektiğine değinerek, bu konudaki muhtelif içtihatlarına atıf yapmıştır.[84]

AİHM, basının birinci fonksiyonunun kamuyu bilgilendirme olduğunu belirttikten sonra basının ikinci ancak önemli bir fonksiyonunun ise daha önce bildirilmiş haberlerin arşivlerini tutmak ve kamuya bu arşivleri erişilebilir kılmak olduğunu vurgulamıştır.[85] Bu tespitten sonra ise, İnternet arşivlerinin önemine değinmiştir. AİHM, İnternet arşivlerinin haberlerin ve bilgilerin muhafaza edilmesi ve kullanılabilir hale getirilmesi konusundaki esaslı katkısının altını çizmiş ve bu arşivlerin özel olarak kamu tarafından hızlıca erişilebilir olmaları ve genel olarak ücretsiz olmaları sebebiyle eğitim ve tarihsel araştırma için önemli bir kaynak oluşturduğunu belirtmiştir.[86]

AİHM, İnternet sitelerinin bilgiye erişim ve haberleşme aracı olduğunun, bilgiyi muhafaza etme ve iletme kapasitesi bakımından basılı medyadan farklı nitelikte olduğunun ve İnternet ortamı üzerindeki içerik ve iletişimin başta özel hayatın gizliliği olmak üzere temel hak ve özgürlükler üzerinde oluşturduğu zarar riskinin basının oluşturduğundan, özellikle de arama motorlarından dolayı, açıkça daha yüksek olduğunun altını çizmiştir.[87]

AİHM, AİHS’nin 8 ve 10. maddelerindeki Devletlerin yükümlülüğüne, AİHM’in genel olarak yetkilerine, yarışan hakların nasıl dengelenmesi gerektiğine ilişkin genel kurallarına atıf yapmıştır.[88] Özellikle de yarışan hakların nasıl dengelenmesi gerektiğine ilişkin geliştirdiği kriterleri tekrarlamıştır. Bu kriterler şöyledir: tartışmanın kamusal menfaate katkısı, ilgili kişinin bilinirlik derecesi, haber içeriklerinin konusu, ilgili kişinin önceki davranışları, yayının içeriği, şekli ve sonuçları, fotoğrafların hangi koşullarda alındığı.[89]

B. Kriterlerin somut uyuşmazlığa uygulanması

Oluşturmuş olduğu kriterleri somut uyuşmazlığa uygulayan AİHM, başvuranlar hakkındaki içeriklerin İnternet ortamında kolayca bulunabilmesinin en temel nedeni arama motorları olduğunu ve arama motorlarının varlığının başvuruya konu içerikleri daha görünür kıldığını belirtmiştir.[90] Bu tespitinden sonra Mahkeme, içeriği görünür/bulunur kılma özelliği sebebiyle arama motorunun sorumluluğunun içeriği ilk elde yayınlayandan farklı olabileceği tespitini yapmıştır.[91] Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın Google v. İspanya kararına atıf yapan AİHM, tehlikede olan menfaatlerin dengelenmesinin silme talebinin içeriği asıl yayınlayana yöneltilmesiyle, ki faaliyetleri genel olarak ifade özgürlüğünün korumayı amaçladıklarının kalbinde yer almaktadır, asıl menfaati ilgili kişiye ilişkin ilk bilgiyi yayınlama olmayan, bilakis özel olarak bu kişiyle ilgili mümkün olan tüm bilginin tespit edilmesini kolaylaştırma ve onunla ilgili bir profil oluşturma olan arama motoruna yöneltilmesinin değişik sonuçlara yol açabileceğini belirtmiştir.[92]

C. Toplumsal yararı ilgilendiren bir tartışmaya katkı

Toplumsal yararı ilgilendiren tartışmanın varlığına ilişkin olarak ise AİHM, Federal Mahkeme’nin kamunun bir ceza yargılamasına ilişkin bilgilendirmeye ve bu tür bilgileri alabilmeye yönelik yönelik kamunun menfaati olduğuna yönelik tespitine katılmıştır.[93] Mahkemenin değerlendirmesindeki asıl tartışma, içeriklerin ilk aşamada yayınlanmasına ilişkin değil, aradan geçen süreden sonra hâlâ yayında olmasının kamusal menfaati ilgilendiren tartışmaya katkı sunup sunmadığına ilişkindir.[94]

AİHM, belirli bir süre geçtikten sonra, özellikle de hapishaneden çıktıktan sonra, topluma yeniden entegrasyon bağlamında hükümlülerin eylemleriyle tekrar yüzleştirilmemelerine yönelik bir menfaatleri olduğunu kabul etmekte ve kamunun ceza yargılamalarına ilişkin bilgi edinmesine yönelik menfaatinin somut olayın özellikleri dahil çeşitli faktörlere göre değişiklik göstereceğini kabul etmektedir.[95] AİHM’in bu doğrultuda içtihatlarının da istikrarlı olduğunu söylenebilir.

Yukarıda belirtildiği üzere Federal Mahkeme’nin başvuranların suçlarıyla tekrar yüzleştirilmemesine yönelik esaslı bir menfaati olduğunu kabul etse de kamunun bu bağlamda olay hakkında bilgilendirmenin dışında geçmiş olayları da araştırabilmeye yönelik menfaati olduğunu kabul etmiştir. Federal Mahkeme, arşivlerinde yer alan eski haber içeriklerini kamusal erişime sunmak suretiyle basının demokratik fikrin şekillenmesine katkı sağlama fonksiyonunu yerine getirdiğinin altını çizmiştir. AİHM, Federal Mahkeme’nin tüm tespitlerine katılmaktadır.[96]

AİHM, basının hem web siteleri hem de dijital arşivleri kurma suretiyle demokratik toplumda oynadığı role vurgu yapan içtihatlarına tekrar atıf yaparak, kamunun erişim hakkı olan bilgiye erişimin kısıtlanmasına yönelik her türlü tedbirin güçlü gerekçeleri olması gerektiğini vurgulamıştır.[97] AİHM, Federal Mahkeme’nin dijital arşivlere yönelik kısıtlamasının ifade özgürlüğü üzerinde caydırıcı etki doğuracağına yönelik tespitlerine de katıldığını belirtmiştir.[98]

AİHM, başvuranların arşivlere yönelik sürekli bir kontrol değil de sadece bir talep durumunda hareket edeceğine yönelik iddialarını da ele almıştır. Mahkeme, bu iddiaya ilişkin olarak da Federal Mahkeme’nin işaret ettiği risklerin varlığına katıldığını belirterek bu talebi yerinde görmemiştir.[99] Mahkeme, Alman Hükümeti tarafından ortaya koyulan riskleri de yerinde görerek, bir içeriğin sonradan hukukiliğinin incelenmesinin de tüm menfaatlerin dengelenmesini zorunlu kıldığını ve bunun da basının online arşivleri muhafaza etmekten veya kişiselleştirilmiş raporların tamamen ortadan kalkmasına yol açma riski taşıdığına yönelik görüşe de katılmıştır.[100] AİHM, bu aşamada kamunun bilgiye erişme hakkını yarışan haklar arasında üstün tutmuştur.

Başvuranların isimlerinin silinmesi yerine anonim hale getirilmesine yönelik ise AİHM benzer şekilde yaklaşmıştır. AİHM, her ne kadar içeriğin silinmesi yerine anonim hale getirilmesi ve içeriğin de muhafaza edilmesini ifade özgürlüğüne daha az müdahaleci bir yöntem olduğu yönünde hemfikirse de bu durumda da bir içeriğin nasıl haberleştirileceğinin bir gazetecilik faaliyeti olduğu ve AİHS’nin 10. maddesinin gazetecilere verdiği özgürlüğün esasının gazetecilerin haberlerinin güvenilirliğini sağlamak adına mesleklerinin etik kuralları ile davranış kurallarına uydukları sürece neyi nasıl yayınlayacağına kendilerinin karar vermesi oluşturmaktadır.[101] Mahkeme, bir haber raporunda ilgili kişinin adı gibi bireyselleştirilmiş bilgilerin eklenmesinin bir gazetecilik işi olduğu ve özellikle bunun hatırı sayılır derecede dikkate çeken ceza davalarında daha geçerli olduğu görüşündedir.[102] AİHM, konuyla ilgili farklı basın mecrasındaki muhtelif içerikleri de dikkate alarak yıllar geçmiş olsa da haberlerinin kamusal menfaati ilgilendiren tartışmalara katkı sağladığı görüşündedir.[103]

Ç. İlgili kişinin bilinirliğinin derecesi ve raporun konusu

AİHM, başvuranların ceza yargılaması sırasında kamuoyu nezdinde bilinir hale geldiklerini, süre içerisinde bilinirlikleri azalsa da, yeniden yargılama talepleri ve basına çeşitli bilgilendirmeleri sebebiyle tekrar kamuoyu nezdinde bilinir hale geldiklerini ve haberlerde anonim olmak için başvuru yaptıkları sırada hâlâ aynı durumda olduklarını belirtmiştir.[104] Mahkeme, özellikle de tekrar yargılama talepleriyle konun demokratik bir toplumdaki tartışmaya katkı sunacak bir niteliğe kavuştuğunu değerlendirmiştir.[105]

D. İlgili kişinin medyaya ilişkin önceki davranışları

AİHM, başvuranların yeniden yargılama için beklenen tüm süreci işlettiğini, basına da bilgi vererek süreci sürdürdüğünü belirtmiştir.[106] Mahkeme, bir kişinin masumiyetini ispat için yapmış olduğu girişimlerden dolayı kınanamayacağını belirtmekle birlikte, başvuranların basınla iletişimi süreçlerini dikkate alarak bu bağlamda yapmış olduklarının hukuk yollarını tüketmekten öte olduğunu ileri sürmüştür.[107] Bu sebeple de AİHM, başvuranların haber raporlarında anonim olmak veya online mecrada unutulma hakkı talep etmek için sınırlı meşru bir beklentisi olabileceğine hükmetmiştir.[108]

E. Yayının içeriği, şekli ve sonuçları

AİHM, yayının içeriği, şekli ve sonuçlarının da değerlendirmeye alınması gerektiğini belirterek, haber içeriğinin ve fotoğrafın yayılma kapsamı, gazetenin ulusal veya yerel olması, geniş veya kısıtlı bir sirkülasyonunun olması gibi faktörler önemli olduğunu tekrarlamıştır.[109] Her bir içeriği teker teker değerlendiren AİHM, Alman Federal Mahkemesi’nin içeriklere yönelik değerlendirmelerini yerinde bulduğunu, içeriklerin yayın içeriğinin ve şeklinin basının ifade özgürlüğünü icrası kapsamında olduğunu belirtmiştir.[110]

Başvuranlar, yukarıda belirtildiği üzere, Alman Federal Mahkemesi’nin televizyon yayınıyla ilgili değerlendirmesinin ve yapılan karşılaştırmanın İnternet çağına uygun olmadığını iddia etmişlerdir. AİHM, bu konuyu da değerlendirmiş ve Spiegel online örneğinde sadece ödeme yapanlarca içeriğe erişilebiliyor olması ve Mannheimer Morgen örneğinde ise sadece üyeler tarafından içeriğe erişilebiliyor olmasını bu bağlamda kısıtlı bir erişim olarak nitelendirmiştir.[111]

Başvuranların bir diğer tartıştığı husus arama motorlarının içeriğin yayılması ve daha fazla görünür kılmasına etkisidir. AİHM, başvuranların içeriğin daha az görünür kılınması için arama motorlarına bir başvuru yaptığına ilişkin bir bilgi paylaşmadıklarına işaret etmiştir.[112] Mahkeme ayrıca, ifade özgürlüğüne daha az müdahale edecek bir tedbire yönelik yerel mahkemeler nezdinde de bir başvuru yapılmadığını veya tartışılmadığını da belirtmiştir.[113]

F. Fotoğrafların hangi koşullarda alındığı

AİHM, son olarak ise fotoğrafların hukukiliğini ele almıştır. Mahkeme, fotoğrafların hangi koşullarda çekildiğine ilişkin ne başvuranlar ne de Alman mahkemeleri tarafından bir bilgi paylaşılmadığını, buna rağmen fotoğrafların 1994 tarihinde, başvuranların salıverilmelerinden otuz yıl önce alındığını dikkate alarak, bu durumun üçüncü tarafların fotoğraflardan yola çıkarak tanınmaları ihtimalini düşürdüğünü belirtmiştir.[114]

VI. Sonuç ve Değerlendirme

AİHM, yukarıda belirtilen tüm tespitler ışığında, yerel mahkemelerin çatışan menfaatleri dengelemede sahip olduğu takdir yetkisini, yayın tarihinde hukukiliği tartışma konusu olmayan haber raporlarına erişiminin muhafaza edilmesinin önemi ve başvuranların basına yönelik hareketlerini dikkate alarak, Alman Federal Mahkemesi’nin kararını yerinde görmüştür.[115] Bu doğrultuda, başvuranların taleplerinin Federal Mahkeme tarafından yerine getirilmemesinin Alman Devleti’nin başvuranların özel yaşamlarına saygı haklarını korumaya yönelik pozitif yükümlülüğünü ihlal etmediğine ve AİHS’nin 8. maddesinin de bu doğrultuda ihlal edilmediğine hükmetmiştir. Özetle, kamunun İnternet arşivinde yer alan içeriğe erişim hakkının hükümlü bir kişinin unutulma hakkı karşısında öncelikle korunması ve gözetilmesi gereken hak olduğuna hükmetmiştir.

AİHM’in ML ve WW v. Almanya kararı ilk bakışta incelendiğinde klasik bir unutulma hakkı kararı gibi gözükse de unutulma hakkına ilişkin teknik ve derinlemesine bir inceleme yapılmamıştır. AİHM, unutulma hakkına ilişkin Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın unutulma hakkı kararını alıntılasa bile, kararın asıl kısmında neredeyse bu kararın çıktılarına tekrar dönüp veya çapraz-atıflar yapıp bir değerlendirme yapmamaktadır. Konu, unutulma hakkının AİHS çerçevesinde sınırlarının ne olduğunu görmek adına uygun bir örnek teşkil etse de Mahkeme, ilk defa unutulma hakkını kurumsallaştırmak adına önemli bir fırsatı kaçırmıştır.

AİHM, konuya demokratik bir toplumda kamusal tartışmaya katkı dar çerçevesi açısından bakmıştır. İçeriğin sunuluş şekli, basın hürriyeti, kapsamlı bir dengeleme yapılması zorunluluğu gibi unsurlar çerçevesinde bir değerlendirme yapmıştır. Bu karar, klasik bir basın hakkına müdahaleye ilişkin incelemenin ötesine geçmemiştir.

Diğer yandan AİHM klasik medya ve İnternet medyası arasındaki temel farklılığı ve haklar üzerindeki müdahale etkisini de daha iyi şekilde ortaya koyabilirdi. En önemlisi ise, kişisel verilerin korunması mülahazasıyla demokratik toplum düzeninin artık bir gerekliliği haline gelmiş olan ve arama motorlarının da en önemli paydaş olduğu unutulma hakkı yaklaşımıyla hem özel hayata saygı hakkının hem de ifade hürriyetinin dengelenmesi mümkün olabilirdi. AİHM, içerik sağlayıcıları konumundaki medya kuruluşlarının içeriği kaynağında düzeltmesini odak noktasına aldığı için hakları gereğince dengelemekte yeni bir yaklaşım geliştirememiştir.

Unutulma hakkı, sadece bugünün değil, geleceğin de konusudur. Alman Hükümeti yerinde bir şekilde dijital arşivlerin aktüel tarihi belgelemeye yardımcı oldukları için kolektif hafıza için öneminin altını çizmiş ve dijital arşivlerin doğrulanmasına yönelik bir yükümlülüğün, ölçüsüz bir müdahale olacağını belirtmiştir.

Alman Hükümeti, İnternet hukuku bağlamında önemli bir soruna da işaret etmiştir: içeriklerin ve paydaşların çokluğu. Nihayetinde bir içerik İnternet ortamına koyulduktan sonra arama motorları tarafından bir kopyaları alınmakta ve içerik kaynak sitesinde silinse bile farklı mecralarda bir kopyası var olmaya devam etmektedir. Unutulma hakkına ilişkin objektif bir kriter geliştirilmez ve hakkın uygulanmasındaki takdir tamamen platformlara bırakılırsa, sorumluluk altına girmemek adına her talebi kabul şeklindeki bir uygulamayla platform sansürünün oluşması riski vardır.

Unutulma hakkının mümkün olduğunca dar şekilde yorumlanması ve üstün kamusal bir yarar olmadığı sürece kullanılmasına izin verilmemesi gerekir. Bu bakış açısıyla, gelecek nesillerin bilgiye erişim haklarına halel getirmeyen, en dengeli yaklaşımın ortaya koyulması gerekir.

Yukarıda belirtilen teknik eleştirilere rağmen AİHM’in bu dengeyi gözetmesi ve unutulma hakkını dar yorumlaması kararın en önemli çıktısıdır. Ayrıca, klasik verilerin korunması düzenlemelerinin doğrudan basın faaliyetlerine uygulanmasının sakıncalarına da tartışılması bu kararın diğer bir önemli çıktısıdır. Karar, kişisel verilerin korunması düzenlemelerinin basın ve ifade özgürlüğüne ilişkin istisnalarının nasıl yorumlanacağına ilişkin yol gösterici olacaktır.

Unutulma hakkı alanındaki düzenlemelerin ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, kamunun bilgiye erişim hakkı ve en önemlisi de gelecek nesillerin bilgiye erişim hakkını dikkate alarak ölçülü ve hakkaniyetli olması zaruridir. Nihayetinde, bugünün siyasal konjoktörüne göre alınabilecek bir karar, gelecek nesillerin bilgiye erişim hakkını kısıtlayabilecektir.

Unutulma hakkı, İnternet ortamının dinamikliği ve her geçen gün ortaya çıkan yeni teknolojiler ile iş modelleri sebebiyle tartışılmaya devam edecektir. Tüm değerlendirmeler yaparken bilgiye erişime ilişkin hem mevcut hem de gelecek nesillerin haklarının aynı derecede gözetilmesi hakkaniyetli bir yaklaşım olacaktır.

Referanslar

[1] Aurelius, Marcus. 2008. The Meditations of the Emperor Marcus Aurelius Antoninus (Translation: Francis Hutcheson & James Moor) (Liberty Fund: Indianapolis), s. 86.

[2] Avrupa Birliği Adalet Divanı, Case C-131/12, Google Spain SL & Google Inc. v Agencia Española de Proteccción de Datos. (AEPD) & Mario Costeja González, 13 Mayıs 2014.

[3] Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın güncel kararları için bkz. Case C-136/17, GC, AF, BH, ED v Commission nationale de l’informatique et des libertés (CNIL), 24 Eylül 2019; Case C‑507/17 Google LLC, successor in law to Google Inc., v Commission nationale de l’informatique et des libertés (CNIL), 24 Eylül 2019.

[4] Bu konuda bkz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2014/56 E., 2015/1679 K., 17.6.2015 K.T.; Anayasa Mahkemesi’nin 4 Ekim 2017 tarihli G.D. (2), 15 Mart 2018 tarihli C.K., 26 Ekim 2017 tarihli Ali Kıdık, 5 Ekim 2017 tarihli Fahri Göncü, 5 Ekim 2017 tarihli Gözde Yiğit, 4 Ekim 2017 tarihli Asli Alp ve Şükrü Alp, 4 Ekim 2017 tarihli Asım Bayar ve Veysel Bayar Kararı, 16 Şubat 2017 tarihli Medya Gündem ve 3 Mart 2016 tarihli N.B.B. kararı.

[5] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2014/56, K. 2015/1679, K.T. 17.06.2015.

[6] Anayasa Mahkemesi, 3 Mart 2016 tarihli N.B.B. Bireysel Başvuru Kararı (2013/5653).

[7] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya (Başvuru No. 60798/10 ve 65599/10), https://hudoc.echr.coe.int/eng#{%22itemid%22:[%22001-183947%22]}

[8] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 7.

[9] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 10.

[10] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 11.

[11] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 12.

[12] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 12.

[13] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 14.

[14] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 14.

[15] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 15.

[16] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 16.

[17] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 18.

[18] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 18.

[19] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 19.

[20] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 19.

[21] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 19.

[22] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 20.

[23] AİHM Österreichischer Rundfunk v. Avusturya (başvuru no. 35841/02, § 68, 7 Aralık 2006).

[24] AİHM ML ve WW v. Almanya, para. 20.

[25] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 21.

[26] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 22.

[27] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 23.

[28] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 24.

[29] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 24.

[30] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 24.

[31] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 25.

[32] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 26.

[33] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 26.

[34] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 27.

[35] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 28.

[36] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 29.

[37] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 30-31.

[38] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 32-33.

[39] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 34.

[40] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 35.

[41] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 36.

[42] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 36.

[43] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 37.

[44] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 37.

[45] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 37.

[46] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 37.

[47] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 38.

[48] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 38.

[49] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 39.

[50] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 40.

[51] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 40.

[52] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 41-42.

[53] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 43.

[54] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 44.

[55] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 45.

[56] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 46-63.

[57] Recommendation No. R (2000) 13 of the Committee of Ministers; Recommendation Rec(2003)13 of the Committee of Ministers; Recommendation CM/Rec(2012)3 of the Committee of Ministers.

[58] AİHM M.L ve WW v. Almanya, para. 64.

[59] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 68.

[60] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 69.

[61] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 70.

[62] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 71.

[63] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 71.

[64] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 71.

[65] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 71.

[66] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 72.

[67] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 73.

[68] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 74.

[69] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 75.

[70] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 76.

[71] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 77.

[72] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 78.

[73] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 79.

[74] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 79.

[75] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 80.

[76] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 81-82.

[77] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 83-85.

[78] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 86.

[79] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 87; İlgili içtihat için bkz. AİHM Satakunnan Markkinapörssi Oy and Satamedia Oy v. Finland [GC], başvuru no. 931/13, § 136, 27 Haziran 2017.

[80] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 87.

[81] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 88.

[82] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 88; Bu konuda ayrıca bkz. Axel Springer AG v. Germany [GC], no. 39954/08, § 83, 7 Şubat 2012.

[83] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 89.

[84] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 89.

[85] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 90.

[86] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 90.

[87] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 91.

[88] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 92-94.

[89] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 95.

[90] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 97.

[91] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 97.

[92] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 97.

[93] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 98.

[94] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 99.

[95] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 100.

[96] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 101-102.

[97] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 102.

[98] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 103.

[99] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 104.

[100] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 104.

[101] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 105.

[102] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 105.

[103] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 105.

[104] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 106.

[105] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 107.

[106] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 108.

[107] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 109.

[108] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 109.

[109] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 110.

[110] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 111.

[111] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 112-113.

[112] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 114.

[113] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 114.

[114] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 115.

[115] AİHM M.L. ve W.W. v Almanya, para. 116.


“Unutulma Hakkı: AİHM’in Unutulma Hakkına Yaklaşımı” çalışmasını PDF formatında indirmek için tıklayınız.